top of page

Danıştay'ın Airbnb Kararı: Kısa Süreli Konut Kiralamalarından Elde Edilen Gelirin Vergisel Niteliği Üzerine Bir Değerlendirme

6 Tem
5 dakikada okunur

Konutların dijital platformlar aracılığıyla kısa süreli olarak kiraya verilmesi, son yıllarda hem turizm sektöründe hem de vergi hukukunda önemli tartışmalara konu olmaktadır. Özellikle Airbnb ve benzeri platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, mülk sahiplerinin kısa süreli kiralamalardan elde ettikleri gelirlerin hangi gelir unsuruna dahil edilmesi gerektiği hususu uygulamada sıklıkla uyuşmazlıklara yol açmaktadır.


Tartışmanın merkezinde, söz konusu gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı mı yoksa ticari kazanç mı olarak vergilendirileceği sorunu yer almaktadır. Bu ayrım yalnızca teorik bir nitelendirme meselesi olmayıp, uygulanacak vergisel rejim, mükellefiyet türü, defter ve belge yükümlülükleri ile vergi incelemelerinin kapsamı bakımından da doğrudan sonuç doğurmaktadır.


Danıştay 3. Dairesinin 14.04.2025 tarihli ve E.2024/6160, K.2025/1856 sayılı kararı, kısa süreli konut kiralamalarının vergisel niteliğine ilişkin tartışmalara önemli ölçüde açıklık getirmiş ve gelirin ticari kazanç olarak kabul edilebilmesi için aranması gereken kriterleri yeniden ortaya koymuştur.


Kısa Süreli Kiralamalarda Vergisel Nitelendirme Sorunu


213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin (B) fıkrasında; vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, gerçek mahiyetin, yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia edene ait olduğu düzenlenmiş, 30. maddesinde; resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış, maddenin vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı halleri düzenleyen bentleri arasında sayılan defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması ve de tutulması zorunlu olan defterlerin ve verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunması halleri re'sen tarh sebebi olarak öngörülmüş, aynı Kanunun 134. maddesinde ise, vergi incelemesinden maksadın ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, saptanması ve sağlanması olduğu kurala bağlanmıştır.


193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesinde; maddede sekiz bent halinde yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu; aynı Kanun’un 72. maddesinde ise gayrimenkul sermaye iratlarında gayrisafi hasılatın, 70. maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden ya da aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarı olduğu hüküm altına alınmıştır.


193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu sistematiğinde taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen gelirler kural olarak gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte bazı durumlarda taşınmazın kiraya verilmesi faaliyeti, sıradan bir kira ilişkisinin ötesine geçerek ticari bir organizasyon çerçevesinde yürütülebilmektedir. Bu durumda elde edilen gelir artık gayrimenkul sermaye iradı olmaktan çıkmakta ve ticari kazanç hükümlerine tabi hale gelmektedir.


Uygulamada vergi idaresi, kısa süreli kiralamaların sayıca fazla olması, yıl içerisine yayılması veya dijital platformlar üzerinden gerçekleştirilmesi gibi unsurları dikkate alarak bazı durumlarda faaliyetin ticari nitelik taşıdığı sonucuna ulaşabilmektedir. Ancak bu yaklaşım, gelir vergisinin temel ilkeleri ve yerleşik yargı içtihatları bakımından her zaman yeterli görülmemektedir.


Nitekim vergi hukukunda bir faaliyetin ticari kazanç olarak nitelendirilebilmesi için yalnızca gelir elde etme amacı yeterli olmayıp, faaliyetin belirli bir organizasyon dahilinde ve işletme mantığıyla yürütülmesi gerekmektedir. Aksi halde, daha yüksek gelir elde etme amacıyla yapılan her kiralama faaliyetinin ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi sonucuna ulaşılır ki bu durum Gelir Vergisi Kanunu'nun sistematiğiyle bağdaşmamaktadır.


Danıştay Kararının Ortaya Koyduğu Temel İlke


İncelenen kararda Danıştay, kısa süreli konut kiralamalarının otomatik olarak ticari faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Karara konu olayda mükellefin taşınmazlarını dijital platformlar aracılığıyla farklı kişilere kısa sürelerle kiraya verdiği, bu nedenle vergi idaresi tarafından ticari kazanç mükellefi olarak değerlendirilerek cezalı tarhiyat yapıldığı anlaşılmaktadır.


Danıştay ise değerlendirmesinde, kiralama süresinin kısa olmasının veya kiralamanın çok sayıda kişiye yapılmasının tek başına ticari organizasyonun varlığını göstermeyeceğini vurgulamıştır. Daireye göre vergisel nitelendirmede belirleyici olan husus, faaliyetin ekonomik ve hukuki mahiyetidir.


Bu yaklaşım, vergi hukukunda kabul edilen “işin gerçek mahiyeti” ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten de bir taşınmazın kullanım hakkının belirli sürelerle üçüncü kişilere bırakılması ile otel, pansiyon veya apart işletmeciliği faaliyetleri arasında hukuki ve ekonomik açıdan önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle yalnızca kiralama işlemlerinin sıklığı veya süresi esas alınarak ticari kazanç sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Kararın en önemli yönü, gelir unsurunun belirlenmesinde şekli ölçütlerden ziyade faaliyetin içeriğine ve organizasyon yapısına ağırlık vermesidir.


Ticari Organizasyon Kriterinin Önemi


Danıştay kararının merkezinde “ticari organizasyon” kavramı yer almaktadır. Vergi hukukunda ticari organizasyon, faaliyetin sermaye ve emeğin belirli bir sistem dahilinde bir araya getirilerek yürütülmesini ifade etmektedir. Bu kapsamda;

* personel istihdam edilmesi,

* sürekli müşteri organizasyonunun kurulması,

* profesyonel rezervasyon ve işletme sisteminin oluşturulması,

* resepsiyon, günlük temizlik, yemek veya benzeri konaklama hizmetlerinin sunulması,

* faaliyetin işletme mantığıyla sürdürülmesi gibi unsurlar ticari organizasyonun göstergeleri arasında kabul edilmektedir.


Buna karşılık mükellefin yalnızca taşınmazını belirli sürelerle kiraya vermesi, kira bedelini tahsil etmesi ve bunun dışında konaklama işletmelerine özgü hizmetler sunmaması durumunda, faaliyetin ticari kazanç kapsamında değerlendirilmesi güçleşmektedir.


Danıştay'ın benimsediği yaklaşım da bu doğrultudadır. Kararda, kira ilişkisinin ötesine geçen somut bir organizasyon yapısı ortaya konulmadan yapılan ticari kazanç nitelendirmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı kabul edilmiştir.


Kararın özellikle kısa süreli konut kiralamalarına yönelik vergi incelemelerinde önemli etkiler doğurması beklenmektedir. Zira uygulamada bazı incelemelerde kiralamanın günlük veya haftalık yapılması tek başına ticari faaliyet göstergesi olarak kabul edilebilmekteydi. Danıştay'ın bu kararı ise böyle bir yaklaşımın yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.


Bundan sonraki süreçte vergi idaresinin, yalnızca kiralamanın süresine veya rezervasyon sayısına dayanmak yerine, somut olayda gerçekten ticari organizasyon bulunup bulunmadığını ortaya koyması gerekecektir. Bu durum, özellikle Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden gelir elde eden mükellefler açısından önemli bir hukuki güvence niteliği taşımaktadır.


Öte yandan kararın, kısa süreli kiralamaların hiçbir koşulda ticari kazanç oluşturmayacağı şeklinde yorumlanması da doğru değildir. Eğer faaliyet konaklama işletmeciliği boyutuna ulaşmış, profesyonel bir organizasyon kurulmuş ve müşterilere otelcilik hizmetleri sunulmaya başlanmışsa, elde edilen gelirin ticari kazanç olarak değerlendirilmesi mümkündür. Dolayısıyla her somut olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.


Danıştay 3. Dairesinin 14.04.2025 tarihli kararı, kısa süreli konut kiralamalarının vergisel niteliğine ilişkin tartışmalarda önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Karar, kısa süreli kiralamanın veya yüksek gelir elde etme amacının tek başına ticari faaliyet anlamına gelmediğini; gelirin ticari kazanç olarak kabul edilebilmesi için kira ilişkisinin ötesine geçen bir ticari organizasyonun varlığının ortaya konulması gerektiğini vurgulamaktadır.


Bu yaklaşım, Gelir Vergisi Kanunu'nun sistematiğiyle ve vergi hukukunda kabul edilen işin gerçek mahiyeti ilkesiyle uyumludur. Karar aynı zamanda, dijital platformlar üzerinden gerçekleştirilen kiralama faaliyetlerinin vergisel açıdan değerlendirilmesinde şekli ölçütler yerine faaliyetin ekonomik özünün esas alınması gerektiğini göstermesi bakımından da önem arz etmektedir. Önümüzdeki dönemde kısa süreli konut kiralamalarına ilişkin vergi uyuşmazlıklarında bu kararın önemli bir referans noktası olarak kullanılacağı ve vergi yargısının konuya ilişkin yaklaşımını şekillendireceği değerlendirilmektedir.


Sonuç:


Kısa süreli konut kiralamalarının dijital platformlar aracılığıyla yaygınlaşması, elde edilen gelirlerin vergisel niteliğine ilişkin önemli hukuki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Özellikle Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden gerçekleştirilen kiralamalarda, faaliyetin kapsamı, sürekliliği, organizasyon yapısı ve ticari faaliyet unsurlarını taşıyıp taşımadığı; elde edilen gelirin gayrimenkul sermaye iradı mı yoksa ticari kazanç mı olarak vergilendirileceğinin belirlenmesinde temel ölçütler arasında yer almaktadır.


Danıştay'ın konuya ilişkin kararları, vergilendirme işlemlerinin yalnızca kira sözleşmesinin süresine göre değil, faaliyetin ekonomik ve hukuki niteliği dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle vergi incelemeleri sırasında somut olayın özelliklerinin ayrıntılı şekilde incelenmesi, idarenin tesis ettiği işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve mükelleflerin savunma haklarının etkin şekilde kullanılması büyük önem taşımaktadır.


Ankara Beştepe'de faaliyet gösteren Dal Hukuk & Danışmanlık Bürosu, vergi hukuku, vergi incelemeleri, vergi cezaları, vergi uyuşmazlıkları ve idari dava süreçlerinde müvekkillerine etkin ve sonuç odaklı hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Airbnb ve benzeri dijital platformlardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda, hak kayıplarının önlenmesi için sürecin uzman bir vergi hukuku avukatı ile yürütülmesi önem arz etmektedir.

© 2026                                                                                  

Dal Hukuk & Danışmanlık I Av. Kerimhan Dal 

  • Facebook
  • Instagram
  • LinkedIn
bottom of page